

Nolan, film şirketinin amblemini labirent şeklinde yaparken bunu düşüncesizce yapmamıştı tabi ki. Küçüklüğünden beri labirentlere ilgisi olan Nolan, ilk defa bu tutkusunu böyle bir düzeyde bir filminde kullanabilme imkanı bulmuştu. Gençliğinde insomnia rahatsızlığından muzdarip olan yönetmen bu yönünü yine bir filminde kullanmış, hatta filmin adını " Insomnia " koymuştu. Yani yönetmenin kendi hayatından parçaları filmlerine yansıtmasına alışık olduğumuzdan Inception'ın rüya sekanslarının mimari görüntüsünün nedenini anlıyoruz hemen. Sadece bunlar değil Nolan'ın Inception'da kullandıkları. Hayatı boyunca psikanaliz yöntemini ilginç bulan Nolan, kendi kurduğu rüya sisteminde bu yöntemi de kullanma fırsatını buluyor. Özellikle filmin ikinci kısmında, tıpkı Matrix'te ki gibi gerçeklik olgusunu da sorgulayan Nolan, realite ile ilgili tüm teorilerini Marion Cotillard'ın oynadığı Mal karakteri üzerinden veriyor. Inception'da rüya konusunda çok ilginç saptamalarda bulunan Nolan şöyle diyordu film çekimlerinde: " Rüyaların her zaman insanın asıl gerçekliği olduğunu düşünmüşümdür, bir fikir rüyanızda belirirse eğer onu unutmanız imkansızlaşır çünkü bilincinize yerleşmiştir o artık. " Bu fikri filmde repliklerine de yansıtan Nolan, yaşadığı süre boyunca rüyalar hakkında çok düşünmüşe benziyor.

Biraz da işin teknik kısımlarından bahsedelim. Nolan'ın Inception'ının bu kadar sükse yapmasının en büyük nedeni olağanüstü kurgusu. Zaten senaryo anlamında normal bir filmin 3-4 katı zorluğunda bir konuyu hatasız olarak aktarma çabası takdire şayan olan Nolan, yetmiyormuş gibi bir de " fikir ekme " görevi kısmındaki müthiş kurgu becerisiyle bizi nakavt ediyor. Film, sırf bahsettiğim " fikir ekme " kısmındaki kurguyu görmek için izlenmeli. " İyi filmlerin iyi müzikleri olur " sözünü adeta onaylayarak her el attığı filmi daha da güzelleştiren Hans Zimmer'in filmin atmosferine etkisi çok büyük. Hans Zimmer doğru tercih olmuş. Oyuncu seçimleri de dört dörtlük. Di Caprio ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu son iki filmiyle göstermiş oluyor. Yine de Inception'ın en iyi performansını sergileyen isim; başarılı karakter oyunculuklarıyla ünlü Joseph Gordon Lewitt oluyor. Oyuncu Arthur rolüne tam anlamıyla yapışıyor ve Nolan'ın kalemiyle de son yılların en önemli dövüş sekansına imza atıyor... Tabi bu kadar olağanüstü işlerin arasında eksileri de yok değil Inception'ın. Fikir hırsızlığını anlattığı aşamada hızlı ve dil anlamında ağır diyaloglar kullanan Nolan, kardeşi Jonathan Nolan'ın usta diyaloglarını arar gibi olmuş. Özellikle karlı bölümlerde film; o süreye kadar yaşamadığı çelişkileri yaşıyor, bir kaç anlamsız diyaloglara giriyor, Ellen Page'in oynadığı Ariadne karakterini anlamsız kılıyor. Son bölümlerde ki CGI efektleri ise iyice kendini belli etmiş. Ama bu eksileri bu kadar ağır bir senaryo altında kabul edilebilir hatalar olarak sayabiliriz; tıpkı Matrix'in yaşadığı çekim hatalarında yaptığımız gibi...
Nolan filmini yine normal bir şekilde bitirmiyor ve insanlara yorum şansı tanıyor. Nolan'ın ustaca tercihi diyebiliriz buna. Fark ettiyseniz filmin konusundan direkt olarak bahsetmedim çünkü Inception o kadar basit bir film değil. Nolan zekasıyla bu kadar büyük bir senaryoyu öyle bir şekilde kotarmış ki her ayrıntısı filme bir şeyler katıyor. Bu yüzden ne yapın edin Inception'ı sinemada izleyin. Hatta sağlıklı bir okuma için ikinci izlenimde şart gibi duruyor. Di Caprio'nun oynadığı Cobb'un dediği gibi " En dayanıklı parazit nedir? Bakteri mi yoksa virüs mü? Hayır, bir fikir... " Nolan, Inception'ı birden çok kere izlememiz gerektiği fikrini beynimize " ekmişe " benziyor...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder